Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
CAN YUCEL
okuduktan sonra bir sukunet cokuyor ruhuma .. baba yazmıs .. yorumsuzz !!!
Ofline
Kayıt: May 25, 2008
Mesajlar: 227
Şehir: Konya
Tarih:
Pzr Tem 13, 2008 2:24 pm
hakikaten yorumsuz.. ya cok gzlmşş saol paylaşım için
_________________ Every Me and Every You..!
Ofline
Kayıt: Dec 21, 2006
Mesajlar: 189
Şehir: Samsun
Tarih:
Pzr Tem 13, 2008 3:48 pm
latince uzmanimiz.. büyük sahirimiz =)
mare nostrum (bizim deniz), gitmek, anayasasi insani, sevgi duvari seke seke ve daha bir cok mükemmel siirler yaratan büyük usta. saygiyla aniyoruz
GItmek...
"Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey... Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor. Böyle gidiyoruz işte. Bir yanımız "kalk gidelim", öbür yanımız "otur" diyor. "Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira... İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz... Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, İki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında, Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin, Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım, İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar, ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 9, akşam 18 Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli Bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı, bir ömür yani. Ne saçma... Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, Ama olsun... İstemek de güzel."
_________________ doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar, duyumlar ve duygular.
Ofline
Kayıt: Apr 09, 2008
Mesajlar: 271
Şehir: Konya
Tarih:
Pzr Tem 13, 2008 5:10 pm
hakkatten çok güzl ya bnde bi kitbı vardı , aldım okumamıştım hiç en kısa zamnda okurum artık ...
_________________ En GüzeL GünüM GeceM SizinlE Bu NasI SevgidiR BöylE
!!!
Ofline
Kayıt: Jan 04, 2008
Mesajlar: 25
Şehir: İstanbul
Tarih:
Pts Tem 14, 2008 2:06 am
KUŞLAR VARDIR
Kuşlar vardır, cana benzer havalarda;
Soğuksa kar, baharsa yaprak;
Bir başına büyür toprakta ömrümüz,
Güneşle yeşil elleriyle çıplak;
- Uslu ayaklarla başlamış yolculuk -
Yürünmez öyle, bazen durulur,
Ve iner erenler katına yorgunluk;
Kapanır sukun üzre kitaplar.
Nefeslerle sürüp giden yaşamamız
Bir su kenarına gelir durur;
Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır;
Yürünmez öyle hep, bazen susulur
_________________ idam sehbasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa ; bende seni o kadar çok seviyorum ....
Ofline
Kayıt: Apr 07, 2006
Mesajlar: 36
Şehir: İzmir
Tarih:
Pts Tem 14, 2008 11:46 am
Aralıksız batan sözcüklerinin, an be an yüzünü ölüme çevirdiği yerden yazıyorum sana. Beni Dinle/me.
Ne bundan önce söylediklerimi ne de bundan sonra söyleyeceklerimi...
Bu defa dinle/me!
Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum. . .
Hiçbir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anLamı oLsun derken, sen en çok da anLamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. BöyLe olmamalıydı...
Adresimi sil adımlarından; sanırım bundan böyle evde oLmayacağım !
Nefesimle çoğalacakken, nefesimi tıkadın sen! Geçen her günde, soyunurken tüm kelimelerim yavaş yavaş sana,
sen; durdurak tanımadan yeni bir kıyafetle çıktın karşıma. . .
Parmak uçlarımda kaybediyorum sıcaklığını.
Yazdıkça uzaklaşıyorum sesinden, teninden ve bakışlarından
Seni unutmak istiyor kalbim. . . çok acıyor. . .
Susuyorum ağlamıyorum, sensizliğe alışıyorum artık kanyaşları akıtıyorum.
hava kararmaya başlayınca, daha çok arıyorum sanki seni. soğuktan mı korkum, karanlıktan mı, sensizlikten mi, yalnızlıktan mı, nöbetlerimden mi, çaresizliğimden mi...
biL (m)iyorum....kahırdan !
artık hissetmiyorum...
unutmaya başladım; kokunu, sevdiğin şeyleri, söylediğin şarkıyı, bana bakışını, sevişini, sarılışını...
yaşadık mı sahi senle?
Gülüyordum galiba. Sen yüzüme çok yakıştığını söylüyordun gülmenin. Ben gülünce sen gülüyordun, sen gülünce denizLer duruluyordu gözlerinde. . .
Şimdi fırtına var!
gülmek bana yakışmıyor (mu) !!!
Edebiyatı seviyor (d)um. Sana olan aşkımı yüreğimden sonra en iyi o anlatıyordu. Ben de hep yazıyordum. Bak yine yazıyorum...
Küstüm . . .
gel____ (me) artık.
aşk acı çekmekse
sev____(me) artık.
kara gecelerde ben bulurum yoldaş kendime,
kork____(ma)
çekmem fişini hayatın!!!
yoruldum
kuramıyorum artık.
nolur,
gel_____(me)!!!
_________________ [+++ İnsanın ruhu acırmı ?
Ofline
Kayıt: Mar 09, 2008
Mesajlar: 17
Şehir: İstanbul
Tarih:
Pts Tem 14, 2008 12:20 pm
Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu / Can Yücel
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
Ofline
Kayıt: Jun 23, 2008
Mesajlar: 393
Şehir: Samsun
Tarih:
Pts Tem 14, 2008 4:43 pm
Venia demiş ki:
latince uzmanimiz.. büyük sahirimiz =)
mare nostrum (bizim deniz), gitmek, anayasasi insani, sevgi duvari seke seke ve daha bir cok mükemmel siirler yaratan büyük usta. saygiyla aniyoruz
GItmek...
"Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına, Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara... Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey... Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok. Bir kendisi. Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir. Keşke kendini bırakıp gidebilse insan. Ama olmuyor. Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor. Böyle gidiyoruz işte. Bir yanımız "kalk gidelim", öbür yanımız "otur" diyor. "Otur" diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira... İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, Güvende olma duygusu... En kötüsü alışkanlık. Alışkanlığın verdiği rahatlık, Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor. Kalıyoruz... Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar... Borçlara girmeler... İşi büyütmeler... Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor. Misal ben... Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek, İki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki... Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında, Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin? "Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin, Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım, İnadına kök salmak lazım. Bari ufak kaçışlar yapabilsek. Var tabii yapanlar, ama az. Sadece kaymak tabakası. Hepimiz kaçabilsek... Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa. Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek. Ne mümkün. Sabah 9, akşam 18 Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli Bu kadar ağır olmamalı. Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı, bir ömür yani. Ne saçma... Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba. Ben her bahar aşık olmam ama Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, Ama olsun... İstemek de güzel."
_________________ __eL NiNo
Ofline
Kayıt: Jul 10, 2008
Mesajlar: 111
Şehir: İstanbul
Tarih:
Cum Tem 18, 2008 2:47 pm
kusursuz adamım can yücel artık
Ofline
Kayıt: Mar 06, 2007
Mesajlar: 234
Tarih:
Cum Tem 18, 2008 4:15 pm
can babamız...daha ne denir ki.
Forum Moderatörü
Ofline
Kayıt: May 20, 2005
Mesajlar: 491
Şehir: İstanbul
Tarih:
Pts Tem 21, 2008 8:34 pm
güzel kadınsın vesselam
güzelsin,kadınsın ve selam ; nasılsın?
=) çok severim yazılarını,şiirlerini..
_________________ hayat,insana cinsel yolla bulaşan ölümcül bir hastalıktır.
Ofline
Kayıt: Dec 30, 2007
Mesajlar: 209
Şehir: Antalya
Tarih:
Pts Tem 21, 2008 11:57 pm
şu an öle bi durumdayımki bn kendimi anlatamıordum ama can yücel beni ''bağlanmayacaksın'' şiiriyle çok güzel anlatmş
_________________ ölüyorum dostlarım bu kez son durak ,
ama beğenmezsem geri gelirim ölümüde öğrenmiş olarak !!
Ofline
Kayıt: Jun 19, 2006
Mesajlar: 96
Tarih:
Sal Tem 22, 2008 12:39 am
güzelmiş beeeeeeeeee.
Ofline
Kayıt: Jul 09, 2008
Mesajlar: 24
Şehir: İstanbul
Tarih:
Pzr Tem 27, 2008 12:09 pm
fckrfrk yazmış eğer şiirini. ben çok seviorum o şiiri buraya aldıı için teşekkürler... çok hoş ya. can yüceli de severim iyi şiirleri var
_________________ Hepimiz Sorumluluk Sahibi olamayacak Kadar Benciliz...
[ ץ.ą.Ł.й.Į.ž.Ł.Į.ķ .ρ.å.ץ.Ł.å.ş.Į.Ł.м.ą.Ź. ]
Ofline
Kayıt: Mar 16, 2008
Mesajlar: 84
Şehir: İstanbul
Tarih:
Pzr Tem 27, 2008 3:16 pm
en sevdiğim şair
NE ZAMAN KENDİN İÇİN BİRŞEYLER YAPACAKSIN...
Henüz 18 ini yeni bitirmiştin, enerji ve umutla dolu hayata başlamaya hazırdın… ne oldu? istemediğin bir okula girdin. insanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için… sevmediğin bir bölümde senelerini harcadın… ayaklarını sürüye sürüye gittin derslere… çalışmak istemedin ama yine de zorladın kendini…
güç bela bitirdin sonunda… ne ailen, ne de arkadaşların görmedi yaptığın fedakarlığı… alkışlamadılar seni,omuzlarının üzerine çıkarmadılar, madalya takmadılar… enerjin çoktan tükenmeye başladı bile… kimse bilmez nasıl kendini feda ettiğini… ruhunu teslim ettiğini… gençliğini tükettiğini…
şimdi iş bulman gerek… para kazanman, araba alman, ev alman gerek… istemediğin bir işe girdin… böyle olması gerekiyor diye… sırf çevrendekiler bekliyor diye… insanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için… sabahın köründe gidiyorsun işe… sevmediğin insanlar ile gününü harcıyorsun… heyecan duymadığın işlerle zamanını geçiriyorsun… yarının gelmesinden nefret ediyorsun… sevildiğini hissettin mi peki? ya saygı? bitti mi insanların istekleri? özgür müsün artık? hayır hala özgür değilsin…
şimdi evlenmen gerek… öyle ya yaşın geçiyor, evde mi kaldın ne? arıyorsun etrafında uygun birisini, artık evlenmeliyim diyorsun…acaba gerçekten istiyor musun? sana uygun birisini buldun işte, boyu boyuna, mesleği mesleğine, parası parana göre… peki ya kalbin? düğününden bir gece önce sessizce itiraf ettin kendine, ya doğru kişi değilse? belli ki hazır değildin bu evliliğe… evlenmek için evlendin… insanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için…mutlu oldun mu peki? kalbin heyecanla doldu mu? akşam eve koşarak döndün mü? sevildiğini hissettin mi? seviştin mi tüm varlığınla?
daha evleneli bir sene dolmadı, insanlar çocuk demeye başladılar… istedin mi gerçekten bir çocuk sahibi olmayı? hazır mısın bir canlıyı yetiştirmeye? söyle bana ne verebilirsin bu küçük insana? hayatı kendi gözlerinle hiç yaşadın mı? ne istediğini biliyor musun? ne istemediğini? hiç risk aldın mı? sen hiç kendin için bir şey yaptın mı? çocuğun bir gün sorarsa özgürlük nedir? ne cevap vereceksin? sen hiç özgürlüğü yaşadın mı?
evliliğinde problemler yaşıyorsun… sevmediğin bir insanla cehennemi paylaşıyorsun… boşanmak fikri kafana gelip gelip gidiyor…cesaret edemiyorsun… insanlar ne der diyorsun… gene kendi duygularının üzerine bir duvar örüp başka insanlar için evliliğinde kalıyorsun… fedakarlığını gören biri var mı? yaşadığın ızdırabı senin gibi yaşayan?
korkuların seni hapsetmiş, her geçen gün etrafına bir duvar daha örüyorsun. sevilmeme korkusu, yalnız kalma korkusu, başarısız olma korkusu, saygınlığını yitirme korkusu ve daha neler neler… hayatında hiç korkmadığın bir gün oldu mu? cesaretle atıldın mı hiç, ya bilmediğin bir dünyaya girdin mi? sevilmemeyi göze aldın mı hiç? gülünç duruma düştün mü? ağladın mı doyasıya, insanlara aldırmadan? acı çektin mi hiç, hani öleceğini düşünecek kadar… ve iyileşmeyi başarabildin mi hiç?
yaş erdi kemale diyorsun, bu saatten sonra benden ne köy olur ne kılavuz. umutların tükenmiş, hayallerin yıkılmış… koca bir ömür başka insanların kontrolü altında geçip gitmiş. alışmışsın artık bu düzene, artık istesemde çıkamam diyorsun… ve gene kendin için bir şeyler yapmaktan vazgeçiyorsun…
ne olurdu istediğin okula gitseydin… kim ne derse desin, ressam olsaydın… müzisyen, arkeolog, sanatçı, sporcu olsaydın…hayattaki büyük adımları ancak hazır olduğunda sen istediğin için atsaydın… ne olurdu biraz risk alsaydın? biraz kendine güvenseydin? biraz kendine inansaydın? ne olurdu seni çepeçevre saran zincileri kırıp, önünde ki duvarları aşıp, kendin olabilmeyi başarsaydın? kim ne diyebilirdi sana? gene kimse madalya takmazdı, gene kimse alkışlamazdı, gene kimse seni omuzlarının üzerine çıkarmazdı… ama sen endine saygı duyardın!
haydi şu anda şu dakika bir daha bak hayatına… bu sefer kendin için bir şeyler yap… bırak insanlar sevmesin seni, bırak senin mutsuzluğundan mutlu olmayıversinler, bırak takdir etmesinler, onaylamasınlar, bırak dedikodunu yapsınlar, itiraz etsinler… hayatında bir kere olsun bu riski al!
istediğin mesleği yap… zevk al ürettiğin işten… uçarak git işine…keyif al birlikte çalıştığın insanlardan… yaşamını kendin seç ve mutlu ol seçtiğin bu yaşamdan…
istediğin insan ile istediğin zamanda evlen… ister 20 inde ol, ister 50 inde… senden başka kim bilir doğru insanın kim olduğunu ve doğru zamanın ne zaman olduğunu? dinleme başkalarını… evlenmek için hiç bir aman geç sayılmaz… ve hatta istiyorsan evlenme… bu yaşam senin ve ızdırabını da, mutluluğunu da yaşayan tek sensin…
istediğin zaman çocuk yap… kendini hazır hissettiğinde, yaşama bir canlı getirmek istediğinde ve o çocuğa verecek bir şeylerin olduğunda… ve hatta istemezsen hiç çocuk yapma…
istiyorsan başka bir şehre taşın, başka bir ülkeye, başka bir kıtaya… mecbur değilsin bu şehire tıkılıp kalmaya…
istiyorsan yeniden okula başla, yeni bir meslek, yeni bir hayat, yeni ben diyerek kendin için yaşa…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız