
\"Gönül Grubu Duman\"
GÖNÜL GRUBU
Son üç yıldır Duman\'ı harika bir rock grubu olmalarının ötesinde, Türk rock\'ında
bir milat olabilecekleri ihtimalini göz önünde bulundurarak izliyorum. \'\'Eski
Köprünün Altında\'\' ve \'\'Belki Alışman Lazım\'\' ile hem müzikal, hem de sektörel
olarak o kadar kapı açtılar ki, ileride bu ülkedeki müziğin en büyük isimleri
arasında yer alacaklarını şimdiden kesinleştirdiler. Ama misyon tamamlandı mı,
Duman\'ın işi bitti mi? Tabii ki hayır. Yeni albüm \'\'Seni Kendime Sakladım\'\'da da
üç dört nesle söyletecek şarkı var. Şimdiden sayalım birkaçını: \'Özgürlüğün
Ülkesi\', \'Aman Aman\', \'Sen Ben\' veya \'Sadece Koklayacaktım\'...
-
\"Belki Alışman Lazım\"dan iki buçuk, \"Konser\"den bir
buçuk yıl sonra yeni albüm geldi. Nasıl geçti bu kadar zaman?
Kaan Tangöze: Bu ikibuçuk yılın özellikle ilk başlarında bol bol konserler
yaptık; festivaller, özel konserler... Sonra altı ay albüm için kampa girdik,
iki ayda da kaydettik. Pek bir şey yapmadık, hep aynı, çaldık.
-
Yeni şarkıların hepsi ikinci albüm sonrası süreçte mi
çıktı?
Ari Barokas: Önceden başlanmış şarkılar vardı ama yarım yarım haldeydiler.
Kaan: Çoğu yeni yapıldı, son bir iki sene içerisinde.
-
\"Seni Kendime Sakladım\" diğer Duman albümlerinin
yanında nasıl duracak?
Kaan: Benzer noktaları daha çok tabii. Yine gitar davul bas, klasik rock
formunda yaptık albümü. Canlı kaydettik, aynı stüdyoda, aynı prodüktör, aynı
tonmaister\'le. Farklı olan tek şey parçalar yani. Aranjmanda da ilerlemeye
çalışıyoruz, en fazla orada fark olmuş olabilir ilk iki albümden. Klasik bir
Duman albümü yani.
-
Hep \"klasik rock\" diyorsunuz kendi müziğinizi
anlatırken ama Duman müziği içinde punk da oluyor, alaturka da oluyor,
psychedelic de oluyor. Bu nasıl korunabiliyor?
Kaan: Rock\'ın içinde var bu ama, dediğin gibi punk, psychedelic, arabesk de
yapılmakta Türkiye\'de rock\'ın içinde. Yani rock o kadar geniş ki
gitar-davul-basla ne yapabiliyorsan rock oluyor sonuçta.
Ari: Bir de farklı ruh halleri var, onlar da albüme yansıyor. Değişik ruh
hallerinde değişik şarkılar yapıyorsun ama gitar-bas-davul üçgeninde albümde
değişik yelpazede şarkılar oluyor, monotonluktan kurtuluyor böylece.
-
Bana Pearl Jam\'i çağrıştırıyor bu durum, onlar da
özellikle üçüncü albümden itibaren temelde farklı tarzda şarkılar yapsalar da
hep aynı Pearl Jam hissini veriyorlar.
Kaan: Pearl Jam bi\'tane zaten, çok seviyoruz. Öyle bir benzetme yapman iltifat
olur.
-
İlk defa Kaan dışında birinden beste var bu albümde,
\'Sayın Bayan\' ve \'Aman Aman\' Ari\'nin besteleri.
Ari: Benim kendi evimde yaptığım parçalar vardı, bu albümde fırsat buldum. Hep
beraber çaldıktan sonraki netice de hoşumuza gidince oldu, güzel de oldu.
-
Sözlerinde de Kaan\'ınkine yakın bir üslup var. Şarkılar
farklı kaynaktan çıkmasına rağmen aralarında bir tutarsızlık yok, hissiyatlar
yakın.
Ari: Kasıtlı bir hareket değil, içimden geldiği gibi yazdım ama bir etkileşim
varsa da vardır, aynı grubun elemanlarıyız.
-
İkinci albümün inanılmaz başarısı ve tirajı, bu albüm
öncesi bir baskı altına soktu mu sizi?
Kaan: Sokmadı çünkü zaten ilk albümde oluşan bir kitlemiz var, ikincide de bu
genişledi. Biz de birilerine iletmeye çalışmıyoruz, biz müziği yapalım isteyen
dinlesin şeklinde takıldığımız için \"İkinin üstüne çıkalım, onu aşalım\" gibi
düşüncelerimiz olmadı. Daha çok bestelerin üzerine gidelim, sözler yazalım,
parça olsun dedik. Bir kaygı gütmüyoruz yani, kitle büyüsün falan diye. Belki bu
albüm ikinci kadar çok satmaz, belki o kadar çok kişi dinlemeyecektir, kitle
daralacaktır ama bizi bağlamıyor fazla.
- \'Özgürlüğün Ülkesi\' albümün açılışında yer alan çok
sıkı bir parça. Sözleri kendini anlatıyor aslında ama siz de anlatın biraz.
Kaan: Punk bir parça dediğin gibi, sosyal içerikli. Durumu eleştiren bir bakışı
var. Bugün herkesin birleştiği de bir düşünce yani. Dışa vuralım dedik,
bağıralım biraz, deşarj olalım dedik ve öyle bir parça çıktı ortaya.
-
Albümü dinlerken dikkatimi çeken şey çoğu şarkının
sololarla uzayabileceği noktalarda bitmesi oldu. Oysa konserlerinizde gittikçe
gidiyorsunuz. Bunun sebebi nedir?
Kaan: Yani kesilmeler oluyor stüdyoda, konserdeki gibi takılamıyoruz. Yoksa
parçayı kaydediyoruz, altı buçuk-yedi dakika falan oluyor. Prodüktörümüz diyor,
\"Bunu insanlar nasıl dinleyecek, sıkılmayacaklar mı?\" Biz de bir ara yol bulmaya
çalışıyoruz. Albümdeki aslında bir sürü parça daha gidiyordu. Ama işte biz fade-out\'la
daha dinlenebilir boyutta kapatmış oluyoruz. Bir konser albümü daha yaparsak...
Ari: Acısını çıkartmış olacağız.
-
Yine bir konser albümü gelebilir yani?
Ari: Tabii ya, yine olabilir.
Kaan: Sonuçta bir konseri kaydediyorsun ve iş bitiyor yani, maliyeti yok.
-
Turne hayatı nasıl Duman için?
Kaan: Çok eğlenceli geliyor turlamak. Yakın arkadaşız hepimiz zaten, tatile
gidiyormuşuz gibi geliyor. İş değil, eğleniyoruz, otelde kalıyoruz, muhabbetler
yapıyoruz, çalıyoruz, insanlar da güzel tepkiler veriyor. Mutlu mutlu dönüyoruz
eve. Gençken hep bakardık yurtdışında turlayan gruplara, \"Ne güzel, ne güzel\"
diye, bir şekilde nasıl bir şey olduğunu görüyoruz işte.
-
Önemli kalabalıklara çalmış olmalısınız bu süre içinde.
Ari: Aslında çok büyük kalabalıklara, çok büyük sound\'lu konserlerimiz oldu. Ama
büyük mekan diyorsan bir stadyum konseri vermedik yani. Belki bir o kaldı.
Kaan: Kendi başımıza bir stadyum konseri vermek bir hayal gerçi. Keyifli olur
ama kolay işler değil.
-
Bunu söylemeniz enteresan aslında. Geçtiğimiz sene Red
Hot Chili Peppers\'ın konser albümünü dinlerken onların sahnedeki dizginsizliği
Duman\'ı getirmişti aklıma ve sizi de bir stadyumda hayal etmiştim.
Kaan: Talep meselesi, stadyumu dolduracak kadar insanı bir araya getirmek o
kadar da kolay değil. İyi organizasyon lazım belki. Bu festivaller sayesinde
olabiliyor büyük kalabalıklar, Rockistanbul olsun veya diğer festivaller olsun.
Katılabildiklerimize katılıyoruz o yüzden.
-
Yurtdışı konserleriniz oluyor mu hiç?
Kaan: Var ama daha çok Türklere. Berlin\'de, Bochum\'da yaptık ama orası da bizim
yani biliyorsun. (gülüyor) Enternasyonal dilde bir iş yapmadığınızda İngiltere
veya Amerika gibi büyük pazarlarda konser vermek zor.
-
İngilizce albüm projesi söz konusuydu bir ara?
Kaan: Ancak şimdi şimdi onun üzerine gidebileceğiz çünkü albüm bitti rahatladık.
Bu zamandan sonra öyle bir karar verirsek büyük bir hızla başlarız onlara ama şu
an akustik gitarlarımızda öylece durmaktalar. Ama düşünüyoruz değerlendirmeyi,
hazır besteler varken. Yoksa atacağız yani.
-
Bunlar yeni şarkılar mı, yoksa bildiğimiz Duman
şarkılarının versiyonları şeklinde mi?
Kaan: Ayrı besteler, aynısına İngilizce söz gibi değil de, kendine has şarkılar.
Tabii içinde yöremizin etkileri olacaktır, vokallerde gitarlarda hissedilebilir.
-
Davulcu durumunuz ne alemde?
Kaan: Albümde yine Cengiz\'le (Baysal) çaldık, konserlerde yine Alen\'le olacağız.
-
Duman\'ın ilk albümünü çıkarttığı zamanki müzik
piyasasıyla şu anki piyasa arasında çok büyük fark var ve bunda en büyük pay
sizin diye düşünüyorum.
Kaan: Hepimizin payı var, o zamandan beri kim yapıyorsa. Zaten gelişmesi güzel
bir şey hepimiz için, daha da gelişecek. Biz çıktığımızda 5 grup varsa, şimdi 25
tane var belki. Bu 1000 tane falan olunca ancak iyi olacak, aralardan iyiler
ayıklanacak. İlerleme varsa, bizim de payımız varsa ne mutlu bize.
-
Duman öncesinde alaturka melodiler kullanmaktan
çekiniyordu müzisyenler, hatta akıllarına bile gelmiyordu belki de.
Kaan: Etkileşimdir sonuçta. Biz de etkilendik bir sürü müzisyenden, bizden de
etkilenen gençler varsa güzel bir şey. Sonuçta bir alışveriştir bu. Zaten bizim
alaturka melodilerimiz o kadar derin ve hoş ki, rock\'ın içine çok rahat ve çok
güzel bir şekilde girebiliyorlar. Herhalde onu gören insanlar da o tarz şeylere
yöneldi.
-
Şu an Türkiye\'deki birkaç rock grubunun müziklerinin
yurtdışında da dinlenebileceğine inanıyorum. Bir System of a Down örneğinde
adamların doğu müziğini metale nasıl yedirdiğini ve nasıl başarılı olduğunu
görünce özellikle.
Kaan: Lisanı İngilizce kullanırsan kolaylaşıyor, System of a Down da Amerikalı
aslında, kökleri Ermeni olsa da. Orada doğmuş adamlar, bir şekilde oranın kendi
müziğini yapıyorlar zaten. Türkiye\'den çıkıp Amerika\'yı etkileyecek bir şey
yapmak için anlayacağı lisanda yapmak gerekir, o da İngilizce. Öyle bir şey
yaparsak şansımızı deneriz. Keşke olsa.
-
İkinci albüm sonrasında genişleyen kitleyle ilgili çok
yorum yapılıyor. Mesela \"Konser\" albümünde genç kızlar hep önde ve onların sesi
geliyor sadece...
Ari: Kitleler de biraz karıştı aslında. Biz ilk albümü yaptığımızda yıl \'99\'du,
aradan kaç yıl geçti. O zamanlar 15 yaşında olan biri şu anda kaç yaşında
oluyor, yeni 15-16 yaşında olan jenerasyondan dinleyenler oluyor, yeni
keşfedenler...
Kaan: Onun sorduğu başka bir şey gibi geldi bana. \"İkinci de genişleyince kızlar
mı çoğaldı?\" gibi sordu o. (gülüşmeler)
Ari: Cinsiyet ayrımına girmeyelim şimdi. (gülüyor) O kızların kendi heyecanı.
Öne geçmek istiyorlarsa önden seyredebilirler, problem değil. Fazla bir
farklılık olduğunu düşünmüyoruz aslında. İlk zamanlar daha dardı kitle, şimdi
ondan daha çok göze batıyor belki.
-
\"Konser\" albümünün yorumunu yazarken kendi ailemden
şöyle bir örnek vermiştim: \"Bir Türk rock grubunu 17 yaşındaki kuzenim, onun 12
yaşındaki kız kardeşi ve onların anneleri aynı anda seviyorsa ortada ciddi bir
başarı var demektir\". Bunu neye bağlıyorsunuz siz?
Kaan: Genç bir insan imaja da gidebilir, tipe de gidebilir ama kırkından sonra
insan artık onlara bakmıyor. Kulağına hoş geliyorsa dinliyor. Herhalde o yaş
grubuna da ruhunu okşayan melodilerle, parçalarla, sözlerle ulaşıyoruz. Bazı
konserlerde 70 yaşında insanları da gördüğümüz oluyor.
Ari: Hem de Kemancı gibi bir yerde.
Kaan: Annesi babasıyla gelen oluyor. Hatta o anne baba daha heyecanlı oluyor.
Bunlar çok güzel şeyler bizim için.
-
Fanlarınızla iletişiminiz nasıl?
Kaan: İmza veriyoruz, fotoğraf çekimi... Konser sonrası müsaitse ortam birebir
muhabbet ediyoruz, backstage\'e alıp. İletişimdeyiz.
-
Bu albümde \'En Güzel Günüm Gecem\' şarkısı da
fanlarınıza ithaf edilmiş bir şarkı galiba.
Kaan: \'Bu Akşam\' vardı geçen albümde, onda da böyle bir iletişim vardı. Yani
bizim en önemli... silahımız demek istemiyorum ama Duman\'ın en önemli kısmı
seyirci. O kalabalıkla karşı karşıya gelince ondan ilham almamak mümkün değil.
-
Sizin o yaşlardayken böyle tutkuyla takip ettiğiniz
birileri var mıydı?
Ari: Tabii, Devil vardı. (gülüyor)
Kaan: Türkiye\'den soruyorsan yoktu ama ben 15 yaşlarındayken Metallica, \"Ride
the Lightning\", \"Master of Puppets\"ı çok severek dinliyorduk. Sonra 17
yaşlarındayken Guns N\'Roses\'ın \"Appetite for Destruction\" çıkmıştı, çok severek
dinlemiştik. Aslında rock ve metal dinlediğimiz için çıkan gerekli-gereksiz her
şeyi takip ediyorduk. Ama bunların arasından sıyrılanlar bunlar. Sonra 19\'lu
yaşlardayken Pearl Jam\'ler, Nirvana\'lar, Alice in Chains\'ler, Soundgarden\'ları
çok severek dinledik, müziğimize de bir şekil verdi.
-
Sizin bir öneminiz de burada. Benim 15 yaşlarımda bile
delice takip ettiğim Türk grupları yoktu. Şimdi Duman veya Mor ve Ötesi\'nin
ciddi ciddi kitleleri var.
Kaan: Endüstrinin gelişmesi sonucu, o zaman fazla grup yoktu belki. Şimdi şimdi
rock festivalleri oluyor, 10 tane Türk rock grubu arka arkaya çıkıp konser
veriyor, kalabalık oluyor. Gerisindeyiz dünyanın ama yakalayacağız. (gülüyor)
-
Bir de bar grupları Türk gruplarının şarkılarını da
çalmaya başladılar.
Kaan: Çok güzel bir şey ama keşke herkes barda cover yerine kendi parçalarını
çalsa. Yurtdışında böyle oluyor.
-
Seattle\'daki müzik ortamından konuşalım biraz, oranın
en farklı yanı nedir buraya göre?
Kaan: Biraz daha herkes kendi halinde belki. Türkiye\'deki gibi tek bir medya, o
onun üstünde o onun üstünde değil de, herkes elini çekmiş, müziğini garajında
yapıyor. Independent plak şirketleri var, onun faydasını görüyorlar. Burada
sadece büyük şirketler var. Her durumla ilgilenemiyorlar tabii. Ama orada yeni
bir şeyleri keşfetmek ve onun üzerine gitmek bir gelenek olmuş. Sub Pop var
mesela Nirvana\'yı çıkartıp dünya çapında yaptı. Olanaklar var tabii çünkü orası
bu işin kalbi bir şekilde. O müzik oralardan çıkmış. Dünyanın en iyi sazcısının
mesela Sivas\'ta olması gibi bir şey.
-
Siz Türk gruplarından kimleri beğeniyorsunuz?
Kaan: Öyle bir ayrım yapmak istemiyoruz. Hepsini seviyoruz, hepsini
destekliyoruz.
Ari: Onları destekleyenleri de destekliyoruz.
Kaan: Zaten çok azız.
-
Yeni konserlerde de cover\'lar olacak mı?
Kaan: Tabii olacak. Hatta eskileri bir kenara koyup yeni birkaç şarkı çalmak
istiyoruz ki konserlere bir renk gelsin.
Ari: Elimizde bir iki şarkı var ama yapmadan söylemeyiz.
Kaan: Sonra yapmayız falan, anlamsız olur şimdi söylemek, o yüzden. İki veya üç
şarkı olabilir, türkü tarzında.
-
Fatih Akın\'ın \"İstanbul Hatırası\" filminde de yer
aldınız. Hatta o \'İstanbul\' şarkısını \"Duvara Karşı\"da da kullanmak istemiş ama
filmde anlatılanlarla şarkı birbirinin çok benzeri olduğu için iyice altını
çizmek istememiş. Ne diyorsunuz bu ikisi için?
Kaan: Film gerçekten müthiş, tebrik ediyoruz kendisini. İçinde yer almak da
gurur verici bizim için. Bu kısmı tamam. \'İstanbul\' da benim Seattle\'da yazdığım
bir parça, İstanbul\'un özlemiyle gelmiş bir parça. Her tarafını anlatmasa da bir
tarafını anlatmış bir şarkı.
-
Üzerine şarkı yazılabilecek başka bir şehir var mı
Duman için?
Ari: Seattle olabilir belki. (gülüyor)
Kaan: İstanbul varken başka şehir... İstanbul gibi şehir mi var? Ankara\'yı
seviyoruz mesela, çok gittik, ortamını çok seviyoruz ama turnede genel olarak
gittiğimiz şehirlere bir parça yapılabilir belki. Diyarbakır, Gaziantep...
Türkiye\'yi seviyoruz genel olarak.
-
\"Belki Alışman Lazım\" sonrasında medyada Duman\'ın
İstanbul müziği yaptığı şeklinde tanımlar vardı. Katılıyor musunuz buna?
Kaan: Grupları da, insanları da çevreleri şekillendiriyor sonuçta. İstanbul\'da
olmasaydık başka bir müzik yapacaktık. İstanbul müziği denirse doğrudur,
İstanbulluyuz çünkü hepimiz, doğma büyüme. Beyoğlu\'nda geçirdik zamanımızın
çoğunu, barlarında çaldık. Yaptığımız müzik de dediğim gibi o Metallica\'ların,
Guns N\'Roses\'ların, Pearl Jam\'lerin etkileşimiyle çıkmış ve bizim de Türk
müziğiyle beslenmiş olmamızdan dolayı çıkmış bir müzik. İstanbul müziği diye
adlandırırsan da iyi bir şey.
-
Az önce burda büyüdük, çaldık diye di\'li geçmiş zaman
kullandınız...
Kaan: Büyüdük abi. (gülüyor) Büyümeye devam ediyoruz tabii, o lafın gelişi de.
Hala gidip takılmaktan keyif aldığımız, çaldığımız yer Beyoğlu. İstanbul\'un
kalbinin attığı yer.
-
Bu albüm öncesinde sizi etkileyen albümler oldu mu?
Kaan: Çok çeşitli müzikler dinliyoruz ama bir tane grup adı söyleyemem
yenilerden, bizim sound\'umuzu etkilemiş. Genelde eskiden aldıklarımızla devam
ediyoruz. Ama sevdiklerimi sorarsan mesela bir N*E*R*D albümünü çok beğendim.
Gitar-bas-davul yapmışlar, şarkılar da iyiydi, aranjmanlar da. Severek dinledim.
Rock olarak diyorsan da Queens of the Stone Age\'i çok seviyorum zaten onlar da
eski toprak, hissediliyor. Demin konuştuğumuz System of a Down da müthiş. Bir de
eskiden sevdiğimiz babaların yeni albümlerini dinliyoruz çıktıkça.
-
Neil Young gibiler mi?
Kaan: Neil Young\'lar falan klasik zaten. Öyle etkileşim soruyorsan zaten
binlerce sayarız.
-
Bir röportajınızda 60\'lardaki hissiyatı, ruhu bugünlere
taşımak amacında olduğunuzu söylemiştiniz. Son birkaç yıldır dünyada böyle bir
akım var biliyorsunuz...
Kaan: Doğruyu buluyorlar işte. 60\'larda 70\'lerde rock müziğe tapan bir kitle,
80\'lerde elektroniğe geçmiş.
Ari: Çalmadan kaydetmek yani.
Kaan: Bakıldı ki bu ruh çıkmıyor bilgisayardan, bunu kaydedenler de geri
döndüler özüne. Bence ileride hiç kalmayacak, tamamen enstrümanlara dönecek.
Ari: Vakti var daha ama, elektronik aldı yürüdü sonuçta.
-
Elektronik müziği hiç mi dinlemiyorsunuz?
Ari: Dinliyoruz ama müzisyen tarafından yapılmış gibi olanları.
-
Sizin TV\'lere az çıkan, röportajları pek sevmeyen bir
imajınız vardı ve beni korkutmuştu işin açığı bu söyleşi öncesinde...
Kaan: Yokmuş değil mi bir şey? Tipine göre muamele yapıyoruz, seni sevdik.
(gülüyor) Yok, bazen çok acayip sorular sorulunca bizde gayrı ihtiyari öyle
soğuk bir hava oluşuyordur. Grubu bilmeden incelemeden gelip hava cıva sorular
sorduğu zaman oluyordur.
Ari: Televizyonda da canlı çalabileceğimiz ortamlara çıkıyoruz. İşimiz çalmak
sonuçta, geyik de bir yere kadar yapılabiliyor. Televizyon sonuçta eğlence işi,
orada çok ciddi konuşursan da olmaz. Uymuyoruz gibi sanki televizyon dünyasına.
Hakikaten de öyle, değişik adamlar bunlar, kendilerine
has. Röportajdan üç-dört saat sonra Beşiktaş vapurunda oturduğum koltuğun tam
karşısında yine bu ikiliyi görmem, birbirimize şaşkınlıkla gülümsememiz... Bir
de onlara selam veren herkese aynı sıcaklıkta karşılık vermeleri... Gönül adamı
derler ya, gönül grubu bu Duman da...
DUMAN Eklenme Tarihi: 2006-11-08
|
|