Duman -
Yeni albümleri “Seni Kendime Sakladım” üzerine bir röpörtaj
Noluyor Orda/ 19 Temmuz 2005
Duman’ın yeni albümü çıkacağını öğrendik ve yola koyulduk. Açıkcası son
albümü henüz dinlimi imkânı bulamamıştım. Sözün özü apar, topar bir
vaziyetteydim. Söyleşinin yapılacağı adrese gittik. Hemen albümü dinlemek
istediğimi söyledim ve sohbete başladık. Ama dergiye(Haftalık Dergisi adına
yaptığım röportajlardan alıntıdır) hazırlayacağımız değil ha... Yıllar öncesinin
Gülhane ve Açık Hava Tiyatrosu konserleri. Ardındanda Mad Madame isimli bar
gruplarıyla geçen anılara gömüldük gittik. Hatta bir ara Kaan, Ortaköy Bahane
Bar’da ikili akustik vaziyette çalarken ilk kez karşılaşmamızı anlattı. Sözün
özü röportaja başlamadan herşeyi bitirmiştik. Sonra toparlanıp, bugünlere döndüm
ve yeni albümle ilgili söyleşiye başladık.
Yeni albümden ilk olarak
dinlediğim üç parçadan biri hemen dikkatimi çekti. Bunun ismi “Özgürlüğün
Ülkesi” olup, ABD’nin Irak İşgaline getirilen en ironik ögeli, en protest parça
olduğunu söyleyebilirim.
Eyvallah sağolasın.
Geçen
albüm, “Belki Alışman Lazım”da da “Masal” diye bir şarkınız vardı. O da tam 2002
Kasım seçimlerinin arifesine denk gelmişti ki, kelimenin tam anlamıyla “cuk”
oturuyordu. Sizin görünen yüzünüzün ardında politik bir yanınızda var. Yoksa
yanılıyor muyum?
Duman : Doğrudur... İçimizden böyle bir şey geliyorsa,
bestesine sözüne öyle giriveriyoruz. Yani bizi herkes apolitik bir grup olarak
görür. Genelde insanlar bizi öyle lanse eder ama her albümde bir iki tane sosyal
içerikli parçamız oluyor. Tabi bu tip parçalarımız öne çıkmadığı için kimse
farkına varmıyor. Mesela “Özgürlüğün Ülkesi” punk rock ögeleri barındıran,
sosyal içerikli, güzel bir parça. Albümün adını da düşünürken, “Özgürlüğün
Ülkesi” geçti. Hatta prodüktörümüzde bunun güzel bir başlık olacağını söyledi
ama istemedik açıkcası çok fazla öyle algılanmak. “Özgürlüğün Ülkesi” bu sefer
de bizi politik, protest bir grup havasına sokacaktı. Bize apolitik bir grup
diyenler, bu sefer de sadece bu yanımızla değerlendireceklerdi. İstemedik yani
bütünüyle öyle algılanmak. Tat yani, keşfedilsin istiyoruz.
Peki bu yanınız ın biraz güme gittiğini düşünmüyor musunuz?
Duman : Albümlerimizi detaylı dinleyenler, konserlere gelenler
bu tadı yakalayabiliyor. Yoksa medyada “Apolitik”, “80 sonrası kuşağı”, “Özal
Çocukları” şeklinde yazılar yazılıyor yani. Biz apolitiğiz de demiyoruz,
politikiz de demiyoruz. Aklımıza ne geliyorsa, ne bağırmak istiyorsak onu
döküyoruz. Bu da bizim müziğimizin punk yanı.
Öne çıkan parça denince aklıma önceki studyo albümünde yer alan Sezen
Aksu’dan tanıdığımız “Herşeyi Yak” ın cover’ı geliyor. Bu albümde de böyle bir
cover var mı?
Duman : O cover parçanın da albüme girmesi olayı planlı değildi
hani. Verdiğimiz konserlerimizde bu parçayı rock haliyle yorumluyorduk. Aşağı
yukarı iki senedir konser repertuarımızda yeralıyordu. Millet de; “biz bunu
nasıl kayıtlı dinleyeceğiz?” diye soruyordu. Tek olanağımız albüme koymaktı. İlk
anda bu prodüktörün istediği bir şey gibi görülür, mesela bir cover koyalım da
albüm satsın gibi, Burda tam tersi oldu. Bz prodüktörümüze dedik ki böyle bir
cover vear, albüme koymak istiyoruz. O da ha ne güzel oldu. Geçtiğimiz dönemde
konser albümü çıkarma fırsatı yakaladık. Baktık başarılı oldu. Dedik ki her
albüm sonrası herhangi bir konseri kaydederiz. İşte burada da cover’ları öyle
değerlendiririz diye düşündük. Konserde çaldığımız cover’lar orda yeralacak
yani.
Yeni albümünüzün adı “Seni Kendime Sakladım”dan bahsedelim isterseniz.
Duman : Albüm aslında birinci ve ikinci albümün çizgisinde.
Yenilik olarak Arin’in iki bestesi var. Gitar, davul, bas... düz bir rock albümü
yani. Punktan olsun, blues’dan olsun, rock’dan olsun işte bunların etkileşimiyle
kafamızda birleşmiş bir müzik oluyor yani.
Sizin parçalarınız, özellikle vokal yorumu bir hayli arabesk etkileri
barındırdığı söylense de...
Bu albümde de o formda bir şarkı var.
... Aslında sizdeki etki arabesk’ten çok, Türk Müsikisi gibi geliyor bana.
Ona arabesk denmiş işte. Orhan Baba’nın yaptığı müzik için arabesk deyip
duruyorlar ama içi Türk Sanat Müziği doludur.
Ancak sizin müziğinize bu etkilerin girmesi Türkiye’de değil de Seattle’a gidip
dönmenizden sonra oldu. Jimi Hendrix’in memleketine gidip, bu etkiyi kazanmanız
biraz garip değil mi?
Duman : O işte biraz da memleket özleminden kaynaklanan bir şey
hani. Burda çocukluğumuzdan itibaren dinlediğimiz müzikler hep yabancıydı, oraya
gidince birden Özdemir Erdoğan’lar, Zeki Müren’ler, Orhan Abi’ler bizi sardı.
Bir de rakı buluyorduk, ayda yılda bir... Yani ayrı bir boyuttan yakaladı bizi.
Öyle bir hasretle gelmiş birşey. Bir de tabi Türkçe sözle söylediğmiz için, ona
en uygunu bu oluyordu. Bizim melodimiz daha kelimeleri vurgulayış şeklinden tut,
herşeyine kadar en uygunu. Pentotonik gam üstünden vokal yapmak, yani böyle
yabancı ezgili, kafamda pek oturmuyor. O zaman İngilizce düşünmeye başlıyorsun.
Peki Türk Müziği’ndeki makamlar konusunda bilginiz var mı?
Duman : Tamamen kulaktan dolma. Yoksa Türk Sanat Müziği
makamlar falan derya deniz hani, çok akademik bir konu. Sadece ordan burdan
kasetlerden falan kulak dolgunluğuyla bizimkisi. Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen
Senar, Zeki Müren dinleyerek bir şeyler alabiliyoruz, daha ötesi o işin
eğitimini gerektiriyor. Türküler diyorsanız Aşık Veysel, Mahsuni Şerif.
Yeni albümde bu tipte parçaların dağılımı nasıl?
Duman : “Rüyanda Görsen İnanma” diye bir parça var. Başı biraz
batılı gibi başlayıp, nakaratında böylesi etkiler olan “Yanıbaşımda” adlı bir
çalışma var. Yanısıra Türkü formunda bir çalışma olan, “Sadece Koklayacaktım”.
Konserleirinizi çok başarılı bulanlar da var ama bir kısım dinleyici ise
parçaların uzamasından çok sıkıldığını ifade ediyor.
Duman : Bunu prodüktörümüzde diyor, “Yapmayın çocuklar, 2 dakka
15 dakka sololar molalar”... Diyor ama, biz bu işte alkolle falan rda keyif
aldığımız için, gidiyoruz, gidebildiğimiz kadar. Biz babalardan da böyle gördük,
Led Zeppelin, Deep Purple, Jimi Hendrix falan... O yüzden de keyif aldık. Yeni
bir şey duymakher zaman hoşumuza gitti. Orada oluşmuş değişik bir melodi,
değişik bir hava. Mesela bir şarkının herhangi bir yerinde, bir takılım, bir
doğaçlama yapmakisteği doğuyorsa, sahnede mutlaka yapmak istiyoruz. Öyle bir
parantez koyma hesabı doğaçlamaya giriyoruz, tabi o gecenin enerjisiyle biraz
fazla uzun kaçabiliyor.
Sizin bir de DVD’nizin var. Bu Türkiye için bir ilk olma özelliği de
taşıyor sanırım. Böyle bir fikir nasıl oluştu?
Duman : Bizim Murat Akar çok istiyordu bir DVD’mizin çıkmasını.
Konserlerde çok iyi performans çıkardığımızı söylüyordu. İşte bir Bostancı
konserine 7 kamera ayarladı. Biz öyle özel bir konser kaydı yapacağız diye
kendimizi ayarlamadık. Hatta unutalım diye alkole de biraz fazla yüklenmiş
olabiliriz yani... Öyle harala gürele çaldık, kaydettik. Biz bir daha uğramadık
bile. Onlar stüdyoda hallettiler, bize biraz hediye gibi oldu yani.
DVD’niz çıktığında Serkan Seymen’le yaptığınız bir röportajda; “Her
müzikten etkileniriz ama olmayacağına emin olduğumuz müzik türü elektronik
müziktir.” demiştiniz.
Duman : Biz müziği insanlar yapsın diyoruz. O makinenin
çıkaracağı sesi insan herhangi bir aletle çıkarır zaten. Diyelim drum machine,
davulu mekanik yapıyor, tekdüzeleştiriyor. Ruhunu öldürüyor. Aslında kayıtlar
canlı alınmalı. Üst üste kayıt yöntemi bile işin ruhunu öldüren birşey.
60’lardaki o canlı kayıtlar sonsuza kadar gidicik bence, istavrit diyorum ben
onlara, canlı canlı yani. Direkt fotografını çekerseniz müziğin, çalındığı an
kayıtlı o sonsuza kadar gidebiliyor. Öbürü tükeniyor, bir şekilde. Tükenecektir
elektronik müzik. Rock’ın geçmişi kaç? Kırk küsur sene. O bir zamanların davul
makineleri çöpe atıldı bile. Leğene bile vursan canlı olarak çalınınca kimin
olduğunu anlarsınız. Bilgisayar destekli müzikte performans da olmuyor, insan
faktörü de olmayınca ruhsuz bir şey oluyor.
Klibe bakışınız nasıl, o da bazı şeyleri öldürüyor mu?
Duman : Klip, müziği öldüren bir olay yani.Görsel bir olay,
müzik ise kulağa hitap eden birşey.Yani ikisi ayrı konular. Mesela “Video Kill
The Radio” diye bir parça vardı. Bi de MTV’nin ilk yayınladığı klip miş yani.
Çelişkiye bakarmısın yani... Abimler derinden girmişler. Böyle bu kulak içindir,
müzik. Plaktan dinledin mi sen bir hpayal dünyasındasın ve sen ya ratıyorsun
kendi klibini kafanda. Ama seyrettiğin zaman seni bir yöne sokuyor. Yani
yönlendiriyor. Klipte yönetmen yani ikinci bir sanatçı giriyor işin işine. Bir
müzik var, yapılan performanslar var, detayla dinlemen gereken partisyonlar var.
Ona kanalize olman gerekirken, dikkatin görüntüyle kayıyor. Seni müzikten ne de
olsa koparıyor yani. Klip, aslında reklam filmidir. Tamamen parçanın reklamı
amaçlanarak yapılır. Biraz yönetmenin maharetine kalıyor. O iyiyise farklı bir
şey çıkıyor, yoksa kyibi tek başına sanat gibi göremiyorum. Örneğin bir şarkı
var klip çekilecek, yönetmen kendisi parçayı dinleyip, kendi
kafasındacanlandırdığını aktarıyor. O nokta da sınır gelmiş oluyor. Yani bir
kişinin bakış açısını veriyor.
Sonuçta klip çekiyorsunuz ve size de roller biçiliyor. O zaman sıkıntı
doğuyor mu?
Duman : Ne zaman klip konusu gelse; “abi performans çekelim”
diyoruz. Biz çalalım, siz çekin, burada bir hikaye döndürmeyelim yani. Diğer
kliplerimizde de çalarken çekildi. Bu insanı müziğe daha çok sokuyor. İşte
soloda görüntü gitara gider hesabı falan. Bu bizi dana mutlu ediyor açıkcası.
Bazı kereler hem bizim istediğikmiz gibi canlı performans tarafını hem de konu
tarafını klip olarak çekiyorlar. Sonra bakılıyor, konular pek bir mana ifade
etmiyor, sonucunda klibin yüzde 99’u performansa dönüyor.
Siz bilerek kötü oynuyorsunuz demek ki.
Duman : Ya bu biraz da senaryo ile alakalı. Kimse bir şey
yazmıyor yani. Açıkcası onlar da doğaçlama takılıyor, “Açı yapalım, ıyşık
yapalım, çok süper olacak abiii”hesabı. Genelde ambians var, hava var, imaj var,
senaryo yok ortada.
Fakat bir filmde gene de rol aldınız, Her ne kadar ağırlık müzikten yana
olsada.
Duman : O farklı birşey hani. Öncelikle Fatih Akın’ın “Duvara
Karşı” filmini izlemiş, çok tutmuştuk. Bir gün bizim bağlantılı olduğumuz
firmayı aramış, görüşmek istediğini söylemiş. Çok samimi bir insan olduğu için
hiç düşünmeden kabul ettik yani.
Biraz da eskilere dönelim, hani o Duman öncesi, Mar Madam isimli
grubunuzla bar dönemi.
Duman : Ogünler hoş anılardı. Güzel bir hava yakalamıştık.
Bizde eğlendik o günlerde. Şimdi o günleri bilenlerle konserlerde de
karşılaşıyoruz, anıları paylaşıyoruz. İki senelik bir maceradır ama Arada bir
şimdi de barlarda çalıyoruz. Orada Hendrix de çalıyoruz, havayı yakalarsak. İşte
imporvizasyonun güzelliği bu. Her durumda çalabilmelisin, çünkü ruh var.
Muhabbetin başında kasmayalım diye söylemedik ama biz caz müziğini de seviyoruz.
Bunlar insan ögesiyle müzik yapıyorlar, suni değiller.
Söyleşinin Sonundaki Öz
Duman grubu elemanları her ne kadar (moda deyimiyle) cool imajı çiziyorsa da
aysbergin öteki yüzü hiç de oyle değil hani. Tam tersine alaturka diye tabir
edeceğimiz ve doğallığa önem veren insanlar. Onlarla röportaj yaparken bile plan
yapamıyorsunuz. Herşey bir anda doğaçlamaya dönüveriyor. Onların devamlı
vurguladığı canlı performası esas almaları da öyle birşey. Onlar bilgisayarla
yapılan müziğin yerine akustik enstrumanları tercih ederken, teknolojik
gelişmelere de pek ehemmiyet vermiyorlar. Konser pardon röportaj sonunda telefon
numaralarımızı alıp, verirken cep telefonu da kullanmadıklana şahit oldum. Sözün
özü onlar siyah beyaz filmler döneminde yapılan “Ah Güzel İstanbul” daki Sadri
Alışık tadında insanlar.
Efkarlı Rock Onların
yaptıkları müziğe insanlar çeşitli isimler veriyorlar. Onlardan bir kısımı Ekşi
Sözlük’te; Rakı Rock, Turkish Nirvana, Arabesk Rock, Seattle Kırması, Alternatif
Rock, Grunge alt yapılı Türk Sanat Müziği Etkileşimli Türkçe Rock isimleriyle
tanımlanıyordu. Bununla da kalmayarak etrafta bir kaç kiyşiye daha “Duman ne tür
müzik yapıyor?” diye sorduğumda da buna benzer tanımları aldım. Arcak onlara
eklenecek tür isimleri daha vardı ki şöyle sıralanıyordu: Fasıl Rock, Gazel Rock,
Duman Rock, Yurdum Malı Rock, Türk Rock Musikisi, Efkârlı Rock. Bu tanımları
onlara anlattığımda: “Eyvallah... Biz kısaca Türkçe Rock diyoruz” dediler.
DUMAN
Eklenme Tarihi: 2006-08-09